20 Eylül 2019, Cuma

Son Güncelleme: Bugün

17 Şubat 2017, Cuma 13:10

Deniz Çetinay

REFERANDUM

Ben de hayır diyeceklerden biri olarak, tahmin edebiliyorum ki, çoğumuz, hayır diyeceklerin niye ve neye hayır diyeceklerini az-çok biliyor, duyuyor, görüyor. Az-çok diyorum çünkü “Neden hayır?” sorusuna bin bir farklı ağızdan bin bir farklı cevap duymak mümkün. Elbette hepsini burada teker teker analiz edemeyiz. Peki ya “Neden evet?”. Evet diyecekler ne cevap veriyor? Şimdiye kadar benim rastladığım tek yanıt Binali Yıldırım’ın verdiği yanıt oldu. O da dedi ki, “PKK ve FETÖ hayır diyor. O yüzden evet diyoruz.” Referandumda hayır oyu verecek ve çevreme de bu yönde çağrı yapacak olan bir vatandaş olarak, PKK’nın ve FETÖ’nün referandumda söz hakkı olduğunu ilk defa başbakandan duyuyorum! Ha şayet cidden söz haklarının olması gibi vahim bir durum mevcutsa; bu hakkı onlara kimin verdiğini çok değil geçtiğimiz on yılı hatırlayan herkes tahmin eder…

Bu konu burada kalsın; referandum konusu gündeme oturunca iyice derinleşen kutuplaşmaya ve özellikle adaletsizliğe dikkat çekmek gerek. Birçoğumuzun duyduğu üzere, geçtiğimiz haftalarda İstanbul’da “Hayır” çalışması yapan CHP gençlik kolları üyesi bir yurttaşımız silahlı saldırıya uğrayıp yaralandı. Bu olay –ve korkarım ki bu süreç zarfında yaşanması mümkün olan benzer olaylar- kutbun ve kutuplaşmanın ne olduğunu açıkça anlatır nitelikte. Bu olayın üzerinden çok geçmeden yine İstanbul’da, “Hayır” bildirisi dağıtan EMEP ve Devrimci Parti üyesi yurttaşlarımıza bu defa polis biber gazı ve copla saldırdı! Ayrıca olayda gözaltılar da oldu. Bu olay da bizlere, hayır diyeceklere, bu referandumun ve referandum sürecinin neden adil olmadığını gayet net gösteriyor.

Süreci böyle okuduğumuzda da, kutuplaşmanın ve adaletsizliğin “Hayır”a karşı bir arada olduğunu ve benzer eylemleri gerçekleştirdiğini görüyoruz. Bu durumda da bizlere düşen görev “Hayır” sesimizi güçlendirmek, ona sahip çıkmak ve –daha da önemli olarak- onu sandıktan sonraya da taşımaktır.

Çünkü hepimiz biliyoruz ki biz sandıkta kazandıktan sonra da saltanat sevdası sürecek ve yeni yöntemler, yeni silahlar arayacaktır. O sandıktan “Hayır”ı çıkardıktan yani saltanat ve baskıya “Hayır” dedikten sonra da bunlara karşı direnişe devam etmek bizler için zorunluluktur. Buna ulaşacak gücümüz de beraberliğimizde mevcuttur!