21 Kasım 2017, Salı

Son Güncelleme: Bugün

8 Mayıs 2017, Pazartesi 16:39

Deniz Çetinay

BİR ARAYA GELİRSEK DAHA ÇOK GÜLÜMSERİZ

Bu haftaki yazıda, geçmekte olduğumuz karanlık dönemden ve ülke ve bölge olarak durumumuzdan hoşnut olmayan bizlerin en büyük düşmanından, karamsarlıktan bahsetmek istiyorum. İlk olarak, geçtiğimiz dönem söylediğim gibi karanlık, kanlı, hilekar, düşman sinsi ve zorba vs. Emperyalizm, kapitalizm vb içerikli siyasi analizler de -özellikle referandumdan sonra- halkımızın çok da duymak istediği şeyler değil. Geçen hafta da bahsettiğim gibi hayır diyen yurttaşlarımızın büyükçe bir kısmı karamsarlığa kapılmış durumdadır.

Bense diyorum ki sadece İzmir'deki o coşkulu 1 Mayıs'a katılmak bile o karamsarlığı atmaya yeterdi. Ayrıca hem ülkemizin hem de dünyanın tarihi bize bir şeyler anlatıyor. Burada Alman yazar ve yönetmen Bertolt Brecht'in sözünü hatırlatmak istiyorum: Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen birkaç adım geriye gitmelidir. Biraz açmak gerekirse, dünya tarihinde hiçbir ilerleyiş dümdüz bir çizgi halinde olagelmemiştir.

Her sıçrayışın, devrimin öncesinde muhakkak bir buhran, bunalım, kriz vardır. Belki ekonomik, belki sosyal, belki politik... Türkiye'yi göz önüne alıp izleyecek olursak, bugün burada "gerileme" örneği olarak yazacağımız pek çok başlık var. Meşruluğunu çoktan kaybetmiş olmasına rağmen iktidarını sürdürmek isteyen bir hükümet hatta bir partileşmiş devlet otoritesi; bu hükümeti bizzat kendi elleriyle başa geçirmişken bugün ondan kurtulmak ister gözüken emperyalist kuvvetler ve son "atılım"lar ile artık bizim hiç söz sahibi olmadığımız bir ülke ekonomisi...

Şimdi olaya biraz daha çözüm odaklı ve mücadeleci yaklaşırsak görürüz ki, zulmün her yandan baskınlaşmasının sebebi, zorbalığın iktidarının sallanmakta olduğudur. Diyeceğim o ki yaşadığımız gerileme tarihin akışına aykırı değildir ancak değişim vakti de uzak değildir. Zira akışın yönünü değiştirip haramilerin saltanatını devirenler, zulme muhalif olanlar, ayak uydurmayanlar tarihin her döneminde mevcuttur.

Bahsettiğimiz özellikleri taşıyan yurtseverler, zulüm arttıkça keskinleşmekle yükümlüdür. Bu vaziyette de yegâne ihtiyacımız, görülen baskıyı kabul etmeyenlerin birleşip savaşa karşı barışı, yobazlığa karşı laikliği, diktaya karşı cumhuriyeti savunduğu ortak bir cephedir. Diyebiliriz ki; kötümserliğimizden ne kadar uzaklaşırsak bu hattı kurmaya o kadar yaklaşırız.

Ne kadar bir araya gelirsek o kadar gülümseriz.